Elazığ’da 10-15 yıllık sanayi stratejisi çağrısı
Elazığ’daki İş Dünyası Zirvesi’nde sanayisizleşme riskine dikkat çekildi. İş dünyası, üretim ve ihracat için 10-15 yıllık sanayi stratejisi istedi.
Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’nde reel sektörün gündemi ve sanayinin karşı karşıya olduğu riskler değerlendirildi. İş dünyasının önde gelen temsilcileri, üretim kapasitesinin korunması, rekabet gücünün artırılması ve erken sanayisizleşme ihtimalinin önlenmesi için uzun vadeli adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, son üç yılda makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışının öne çıktığını belirterek, enflasyonla mücadelenin yanı sıra reform ve sanayi politikalarının da sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Diren’e göre orta vadede üretim kapasitesi, verimlilik ve teknolojik yetkinlik güçlendirilmeli; sanayinin kayıtlı istihdamı ile ihracatın hareket alanı genişletilmeli.
Son beş yılda sektörlerin önemli bir rekabet gücü kaybı yaşadığını ifade eden Diren, rekabetçiliğin yalnızca kur ve faiz göstergeleriyle açıklanamayacağını kaydetti. Teknoloji, yenilikçilik, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve nitelikli iş gücünün de belirleyici olduğunu belirten Diren, yüksek maliyetlerin şirketlerin bu alanlara yatırım yapma kapasitesini zayıflattığını dile getirdi. Üretici, ihracatçı ve dönüşüm yatırımlarına yönelik finansman desteklerinin hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir olması gerektiğini savunan Diren, başarı ölçütünün sağlanan kaynak değil, bu kaynakların verimlilik, ihracat, teknoloji ve istihdam üzerindeki etkisi olması gerektiğini söyledi.
Sanayi politikalarında uzun vadeli planlama ihtiyacı
Küresel ekonomide jeopolitik, teknolojik ve maliyet kaynaklı baskıların arttığına dikkat çeken Diren, kamunun öncülüğünde ve iş dünyasının katkısıyla 10-15 yıllık sanayi stratejisi hazırlanması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin hangi pazarlarda derinleşeceğinin, hangi teknolojilerde uzmanlaşacağının ve hangi sektörlerle bölgelerde ölçek büyütüleceğinin net biçimde ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
Avrupa Birliği’ndeki yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemelerinin Türkiye’nin rekabet koşullarını doğrudan etkileyeceğini söyleyen Diren, Türkiye’nin Gümrük Birliği ve Avrupa üretim ağlarıyla kurduğu güçlü bağ sayesinde yeni Avrupa sanayi yapılanmasının doğal bir parçası olarak konumlanması gerektiğini kaydetti. Diren, ekonomik programın başarısının yalnızca enflasyonun düşüşüyle değil, sanayinin üretim gücü, yatırım iştahı ve ihracatçıların küresel pazardaki konumuyla da ölçülmesi gerektiğini belirtti.
Yılmaz: Fon piyasasındaki sorun geçici
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise zirvede yaptığı konuşmada son dönemde gündeme gelen fon piyasası sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Makroekonomik temellerin sağlam olduğunu ve finans piyasalarının daha iyi bir noktaya geldiğini belirten Yılmaz, sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında ortaya çıkan problemin geçici nitelik taşıdığını söyledi.
Sorunun çözümü için ilgili kurumların idari ve adli tedbirleri uyguladığını ifade eden Yılmaz, koordinasyon içinde yürütülen çalışmaların ardından sermaye piyasalarının daha güçlü biçimde yoluna devam edeceğini kaydetti. Yılmaz, mevcut durumun yapısal bir sorun olmadığını ve sermaye piyasalarının genel yapısının sağlıklı olduğunu dile getirdi.
Üretim kapasitesinin korunması öncelikli gündem
TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, ekonomik görünüm değerlendirmesinde enflasyon ve cari dengedeki bazı sapmaların bölgesel savaşların enerji ve emtia fiyatları üzerindeki etkileriyle bağlantılı olduğunu söyledi. Finansal kırılganlıklarda azalma eğilimi görüldüğünü belirten Sönmez, enflasyon takviminin ertelenmesinin reel sektör açısından yalnızca teknik bir değişiklik olmadığını, beklentiler ve yatırım güveni bakımından da önem taşıdığını ifade etti.
Ekonomik hedeflerin maliye politikası ve yönetilen fiyatlarla uyumlu biçimde uygulanmasının yatırım, üretim ve ihracat kararları açısından kritik olduğunu belirten Sönmez, mevcut dönemde en acil konunun üretim kapasitesini korumak olduğunu vurguladı. Kredi destek paketlerinin sonuç vermesini beklediklerini söyleyen Sönmez, yatırım yapan ve ihracata odaklanan işletmelere geçici ve hedefli desteklerle hareket alanı sağlanması gerektiğini kaydetti.
Dünya yeniden sanayileşme yolları ararken üretim altyapısının zayıflamasının stratejik bir risk oluşturacağını belirten Sönmez, sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil, toplumsal sonuçlar da doğurabileceği uyarısında bulundu. Nitelikli istihdamın gerilemesi, orta sınıfın daralması, gençlerin ve kadınların iş gücüne katılımının sınırlanması ile bölgesel eşitsizliklerin sürmesi bu riskler arasında gösterildi.
Sönmez, üretimin yalnızca miktarıyla değil, coğrafi dağılımıyla da ele alınması gerektiğini söyledi. Anadolu’ya yönelik bir sanayi göçü planının üretim gücünü ülke geneline yayabileceğini belirten Sönmez, KOBİ’lerin bina yatırımı yükünü azaltacak ve sanayi tesislerinin Anadolu’da gelişmesini sağlayacak modellerin verimlilik ile ikiz dönüşüm yatırımlarını destekleyebileceğini ifade etti. Türkiye’de yaklaşık 170 bin ihracatçı KOBİ bulunduğunu aktaran Sönmez, bu sayının toplam girişimlerin yalnızca yüzde 4’üne karşılık geldiğini ve dış pazarlara açılmayı bekleyen büyük bir potansiyel bulunduğunu söyledi.
Koç: Rekabet gücü için maliyet baskısı azaltılmalı
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, zirvenin ilk günündeki konuşmasında jeopolitik gelişmelerin yanı sıra yüksek enflasyon ve finansman maliyetlerinin sanayi üzerindeki etkisini değerlendirdi. Enflasyonun ve finansman giderlerinin reel sektör üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü belirten Koç, kalıcı fiyat istikrarı ile yatırımları destekleyecek finansman koşullarının Türkiye’nin rekabet gücü açısından hayati olduğunu söyledi.
İhracat piyasalarında rekabetin zorlaştığını ifade eden Koç, Çin’in ölçek ve maliyet avantajının yanı sıra Türk lirasındaki reel değerlenmenin ihracatçılar üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti. Uzun vadede çözümün daha yüksek katma değer ve daha güçlü üretim derinliği oluşturulmasından geçtiğini belirten Koç, dönüşümün zaman alacağını ve mevcut sanayi altyapısı ile istihdamı koruyan bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.
Yerel üretim gücü küresel bağlantılarla desteklenmeli
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, yeni dönemde verimlilik anlayışının yalnızca düşük maliyetle üretim yapmaya indirgenemeyeceğini söyledi. Aras, kriz ve şoklar karşısında üretimini sürdürebilen şirketlerin daha verimli ve dayanıklı kabul edilmesi gerektiğini belirterek enerji kaynakları, ihracat pazarları, tedarikçiler, üretim merkezleri ve teknoloji kanallarında çeşitliliğin önemine dikkat çekti.
Türkiye’nin ekonomik gücünün tek bir merkezde toplanmadığını, farklı bölgelerin farklı sektörlerde güçlü birikimlere sahip olduğunu belirten Aras, Anadolu’daki yerel kapasitenin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yerel üretimin içe kapanma anlamına gelmediğini vurgulayan Aras; tedarikçilerin geliştirilmesi, ara malı üretiminin artırılması, bölgesel kümelenmelerin kurulması ve Anadolu’daki KOBİ’lerin teknolojiye erişiminin kolaylaştırılmasıyla küresel değer zincirlerine daha güçlü bağ kurulabileceğini ifade etti.
Fırat bölgesi için özel kalkınma planı önerisi
Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, Türkiye’nin ve bölgenin yeni bir dönemin eşiğinde olduğunu söyledi. Yıllarca göç, acı ve ekonomik sorunlarla anılan bölgenin artık huzur, umut ve sosyoekonomik gelişme ekseninde ilerlemesi gerektiğini belirten Açık, kamu teşviklerinin bu süreçte önemli bir rol oynadığını kaydetti.
Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli’nin güçlü olduğu sektörleri, yatırım önceliklerini ve ihtiyaçlarını birlikte ele alan özel bir kalkınma planına ihtiyaç bulunduğunu belirten Açık, kamu, özel sektör ve bölgesel kuruluşların aynı zeminde buluşacağı ortak bir çalışma mekanizması kurulması çağrısında bulundu. Açık, federasyon olarak bölgenin ihtiyaçlarına ilişkin birikimlerini paylaşmaya ve bu sürece katkı sunmaya hazır olduklarını ifade etti.




