Burhan Sönmez, Kırmızı Ayna ile Edebiyat Dünyasına Selam Çaktı

Burhan Sönmez, Kırmızı Ayna romanı ve Hemingway Ödülü’ne layık görülmesini Milliyet Sanat’a anlattı.

Burhan Sönmez, son eseri Kırmızı Ayna ile okuyucularını selamlıyor. Kitabı ve İtalya’da “Çağımızın Tanığı” kategorisinde kazandığı Hemingway Ödülü’nü, Milliyet Sanat’ın yeni sayısında detaylandırıyor. Aynı zamanda Uluslararası PEN’in başkanlığını sürdüren Sönmez, bu görevin hayatındaki etkilerini paylaşırken, “PEN kişiliğimde, günlük pratiğimde herhangi bir değişiklik olmadı. Sadece zamanımdan biraz daha fazla fedakarlık yapmamı sağladı. Başkalarına yardım ettikçe ruhumuzun ve kalbimizin büyüdüğüne inanıyorum,” diyor.

Yedinci romanı Kırmızı Ayna‘yı Haziran 2026’da önce Kürtçe orijinaliyle, ardından Türkçe çevirisiyle yayımlayan Sönmez, kitabının ilk haftasında İtalya’da “Çağımızın Tanığı” kategorisinde Hemingway Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödülü, Cumartesi Anneleri ve özgürlük ile barış mücadelesi verenlere adadı.

“Ödülün gerekçesi beni çok sevindirdi”

Ödülün gerekçesi, Kırmızı Ayna‘da anlatılan hikayenin derinliği ile ilgiliydi: “Tarihin kıyılarında yaşayanların acısını, benliğini ve onurunu anlatabildiği için; edebiyatın yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda ahlaki direniş ve düşünce özgürlüğünün savunuculuğu olduğunu hatırlattığı için,” şeklinde açıklandı. Sönmez, bu gerekçenin kendisini çok mutlu ettiğini belirterek, “Gerekçeyi bilmiyordum. Jüri üyelerinin kitaplarımı iyi okuyup anladığını düşündüm,” dedi.

“Aktivist değil, adanmış insanlarız”

Sönmez, “PEN’in başkanı olmasaydım daha fazla roman yazardım, daha çok seyahat ederdim. Ancak PEN Başkanlığı, hayatımdan yaptığım bir fedakarlık,” diyerek bu görevin zorluklarına değindi. “Merkezi Batı’da olan dünyanın en büyük yazar örgütünün başkanı olmak gönüllülükle yapılan bir iş. Yönetim kuruluna kim seçilirse seçilsin, örgütten para alamaz çünkü gelirimiz tamamen üyelerin aidatları ve topladığımız yardımlardan oluşuyor,” ifadelerini kullandı.

Sönmez, “PEN olmasaydı da ben yine bir şeyler yapardım. Ergenlik yıllarımdan beri böyleydi. Bugünün moda tabiri olan ‘aktivist’i pek sevmem. Biz adanmış insanlarız. Nerede bir mazlum, yoksul ya da ezilmiş varsa, onun için bir şey yapma arzusu hissederiz. Bu, hayatımın bir parçası. PEN kişiliğimde günlük pratiğimde bir şey değiştirmedi. Sadece zamanımdan biraz daha fazla fedakarlık yapmama yol açtı. Başkalarına yardım ettikçe ruhumun ve kalbimin büyüdüğüne inanıyorum. Böyle güzel bir dönem yaşıyorum,” şeklinde sözlerini tamamladı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu