Şarap İskelesi Sokak: Geçmiş ve Güven Arayışı
Engin Barış Kalkan’ın Şarap İskelesi Sokak romanı, Gezi sürecinin gölgesinde göç, güven arayışı ve toplumsal kırılmaları bireysel hikâyelerle anlatıyor.
Engin Barış Kalkan, Maveraünnehir Nereye Dökülür? ve Anonslu Kaset Doldurulur adlı öykü kitaplarının ardından ilk romanı Şarap İskelesi Sokak ile okur karşısına çıkıyor. Önceki kitaplarından yedi yıl sonra, 2026 yılının ocak ayında yayımlanan roman adını, karakterlerin bir arada yaşadığı sokaktan alıyor. Kalkan, öykülerinde kurduğu dili bu kez daha geniş bir anlatı içinde sürdürüyor; Türkiye’nin yakın tarihindeki toplumsal kırılmaları doğrudan merkeze almak yerine, bu dönemlerin bireylerin iç dünyasında bıraktığı izlere odaklanıyor.
Romanın temel sorularından biri, insanın doğup büyüdüğü toprakları neden geride bırakmak zorunda kaldığı. Göç, eserde yalnızca bir yer değiştirme olarak değil; kaçış, zorunluluk, kırılma ve yeniden başlama isteğiyle birlikte ele alınıyor. Gezi Parkı protestoları ve sonrasındaki dönem, 15 Temmuz darbe girişimi ve pandemi sonrası belirginleşen göç eğilimleri, anlatının arka planında Türkiye’deki gelecek kaygısını ve toplumsal yorgunluğu görünür kılıyor. Şarap İskelesi Sokak, bu uzun dönemin yarattığı sürgün duygusunu, ülkesini terk etmeden önce ruhen uzaklaşmaya başlayan insanların hikâyeleri üzerinden aktarıyor.
Öykü, 2013’teki Taksim Gezi Parkı protestolarının atmosferinde ilerliyor. Ancak Gezi, anlatının doğrudan konusu değil. Yazar, dönemin politik gerilimini bir çerçeve olarak kullanırken asıl dikkatini karakterlerin korkularına, seçimlerine ve hayatlarını değiştiren baskılara yöneltiyor. Türkiye’den ayrılma düşüncesi, birbirinden farklı görünen bu insanların geçmişlerinde ve karşılaştıkları tehditlerde ortak bir karşılık buluyor.
Romanın merkezinde Rusya’dan gelen Nermin Hanım, Hatay’dan İstanbul Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve kamu yönetimi okumaya gelen Güzide, ailesi tarafından terk edilmiş, geçimini sokak müzisyenliğiyle sağlamaya çalışan on sekiz yaşındaki Ferhat ve varlıklı bir otel sahibinin oğlu olan avukat Ozan bulunuyor. Farklı kuşaklara ve toplumsal çevrelere ait bu dört karakter, aynı evde yaşamaya başladıklarında yalnızca gündelik hayatı değil, geçmişlerini ve kırılganlıklarını da paylaşmak zorunda kalıyor.
Nermin Hanım’ın doğduğu topraklarda ölme arzusu, gençlerin onunla birlikte hareket etmesine yol açıyor. Öte yandan Güzide’nin hazırladığı bir haber nedeniyle bir tarikat yapılanmasının baskısına uğraması ve ölüm tehditleri alması, hikâyenin yönünü değiştiriyor. Güzide’nin takip edildiği duygusu, Ozan’ın da dâhil olduğu bir tehdit zincirine dönüşüyor. Karakterlerin birlikte göğüslemek zorunda kaldığı bu baskılar, onları romanın sonunda Odeyssa’ya uzanan ortak bir yolculuğa sürüklüyor.
Ozan, olayların merkezinde duran geleneksel bir kahraman olmaktan çok, diğer karakterlerin ayakta kalmasına yardımcı olan bir destek figürü olarak konumlanıyor. Ferhat ve Güzide’ye eşlik ederken Nermin Hanım’ın sorumluluğunu üstleniyor, resmi işlemleri yürütüyor ve gündelik sorunların çözülmesini sağlıyor. Bununla birlikte onun da aşamadığı meseleler ve taşıdığı yük, anlatının satır aralarında kendini belli ediyor. Ozan’ın iç dünyasının diğer karakterler kadar ayrıntılı işlenmemesi ise romanın bu önemli odağının duygusal derinliğini sınırlıyor.
Ferhat’ın yaşamında ailesi tarafından terk edilmenin yarattığı boşluk, maddi sıkıntılar ve tutuklanma deneyimi belirleyici bir yer tutuyor. Para kazanma zorunluluğu ve yalnızlık, onun geleceğe dair kaygısını büyütüyor. Güzide ise hayat pahalılığı ve işsizlik gibi sorunlardan uzaklaşmak için eğitimini yarıda bırakıp Hatay’daki ailesinin yanına dönmeyi düşünüyor. Böylece roman, güncel toplumsal sorunları soyut bir tartışma olarak değil, karakterlerin hayatlarını doğrudan biçimlendiren koşullar olarak görünür kılıyor.
Güzide, toplumsal hafızanın zayıflığına ve içinde yaşadığı sisteme yönelik eleştirilerini açıkça dile getiren karakter olarak öne çıkıyor. Ozan ise hem ev içindeki ilişkilerde hem de dış dünyayla kurulan bağlarda bir güven noktası işlevi görüyor. Nermin Hanım’ın geçmişe duyduğu özlem ve hafızasındaki kopukluklar, romanın bugünü geçmişle birlikte düşünmesini sağlıyor. Tarihe yapılan göndermeler, karakterlerin kişisel hikâyelerini daha geniş bir zaman duygusuyla buluşturuyor.
Romanda tekrarlanan battaniye, ev, uyku ve sokak gibi gündelik unsurlar, yalnızca fiziksel ayrıntılar olarak kalmıyor; karakterlerin güven ve huzur arayışlarını simgeliyor. Özellikle kimyasal kokusu ve rahatsız edici dokusuyla öne çıkan battaniye, hayatın sertliğini ve sürekli tetikte olma hâlini temsil ediyor. Güzide’nin “Ben bir daha o battaniyenin altına girmem” sözü, geçmişte yaşadığı baskıya dönmek istemediğini ifade eden bir cümleye dönüşüyor. Karakterlerin yaşadığı eve zaman zaman “tekke” demeleri de anlamlı: Bu ev, dış dünyadan uzaklaşıp geçmişle yüzleştikleri ve örtük bir dayanışma kurdukları bir sığınak niteliği taşıyor.
Şarap İskelesi Sokak’ın anlatı yapısında ise bazı dağınıklıklar göze çarpıyor. Aynı olayların farklı karakterlerin bakış açılarından yeniden anlatılması çok seslilik yaratma amacı taşısa da yer yer tekrar duygusunu güçlendiriyor. Özellikle Ozan ve Güzide’nin perspektifleri arasında gidip gelen bölümler, anlatının ritmini zaman zaman yavaşlatıyor. Uzun cümleler ve yer yer ağırlaşan dil de okurun metinle kurduğu ilişkiyi zorlaştırabiliyor. Karakterler arasındaki mesafenin sürekli korunması, okurla roman arasında da belirli bir duygusal uzaklık oluşmasına neden oluyor.
Bütün bu sınırlılıklarına rağmen Şarap İskelesi Sokak, yakın tarihin çalkantılı bir dönemini bireysel hikâyeler üzerinden ele alan dikkat çekici bir roman. Evin, yani “tekke”nin sembolik kullanımı ve imgelerle örülen atmosfer, eserin güçlü yanları arasında yer alıyor. Kalkan’ın toplumsal koşulları karakterlerin duyguları, düşünceleri ve gelecek planları üzerinden anlatma çabası bazı bölümlerde mekân ve duygu tasvirlerinin yetersiz kalması nedeniyle tam olarak derinleşmese de roman, son on-on beş yılın yıpratıcı deneyimleri üzerine düşünmeye alan açıyor. Şarap İskelesi Sokak, güven arayan, geçmişinden uzaklaşmak isteyen ve yeni bir başlangıç ihtimalini yoklayan insanların ortak hikâyesini anlatıyor.




