Muhit Dergisi, Hüsrev Hatemi’yi Anma Dosyasıyla Yayında

Muhit dergisi, Hüsrev Hatemi’nin edebi mirasını ve düşünce dünyasını kapsamlı bir dosya ile okuyucularına sunuyor.

İbrahim Tenekeci’nin editörlüğünde yayımlanan Muhit dergisi, edebiyat alanındaki yolculuğuna devam ediyor. Mayıs sayısında, 2 Nisan’da hayata veda eden Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin şairlik, yazarlık ve düşünce dünyası derinlemesine ele alınıyor.

Hüsrev Hatemi Dosyası

İbrahim Tenekeci, “İyi Bilirdik” başlıklı yazısında, Hatemi’nin hayatına dair unutulmaz anıları, daktilo edilmemiş şiirleri ve yarım kalmış dosyalarıyla dolu bir vefa yazısı kaleme alıyor. Sibel Eraslan, “Bir Derviş, Bir Şair ve Tabib-El Kulub” başlıklı yazısında Hatemi’nin anısını onurlandırıyor. Kemal Sayar, hüzün ve neşeyi harmanlayan hocasına olan özlemini “Çelebi bizi unutma” sözleriyle ifade ediyor. Mahmut Bıyıklı, Hatemi’nin kalemini sevgiyle kullanan, kimseyi incitmeden hicveden ve eski nezaketi günümüze taşıyan karakterini anlatıyor. Orhan Özekinci, hocasının “Benden sonra anlatırsın” diyerek bıraktığı derin hatıraları ilk kez gün yüzüne çıkarıyor.

Ahmet Özdinç, Hatemi’nin tıp alanındaki etkisini “Hâzık Hekim Hüsrev Bey” başlığıyla ele alırken, Beşir Ayvazoğlu, Hatemi’nin toplumun değişimlerini şiirine yansıtan dehasını inceliyor. Mehmet Nuri Yardım, Hatemi’yi “hasbiliğin alamet-i farikası” olarak tanımlarken, Muhsin Macit, Türk şiir geleneğini kucaklayan şair kimliğine odaklanıyor. Mustafa Akar, Hatemi’nin şahsiyetindeki dengeyi “şiirle dizginlenmiş bir zekâ ve neşeli bir hüzün” ifadeleriyle tarif ediyor. Müslim Coşkun, hastalığa rağmen nezaketinden ödün vermeyen Hatemi’nin son yazısından cenaze merasimine uzanan vakur veda yolculuğunu aktarıyor.

Hüseyin Akın, Hatemi’nin ölüm şairi olmayı reddeden fakat ölümü hayatın merkezine yerleştiren şiir dünyasını inceliyor. Selahattin Yusuf, Ömür Süvarisi eserinden bir portre sunarken, Ahmet Edip Başaran, etimolojiyi hayatla ve dili imanî bir nezaketle harmanlayan Hatemi’nin evrenini işliyor. Osman Toprak, Hatemi’nin düşünce dünyasını “il, dil ve din” temelleri üzerine inşa ettiğini aktarıyor. Yağız Gönüler, hocanın “New İstanbul” korkusundan mezar taşı okumalarına kadar uzanan estetik derinliğini ele alıyor. Bekir Salih Yaman, Hüsrev Hatemi’nin yaşam çizgisini doğumundan vefatına kadar takip ediyor. Hasan Aycın, Hatemi’nin beyaz önlüklü duruşunu ve Zarifoğlu’nu sahiplenişindeki insani hassasiyeti anımsatıyor.

Muhit, Ağustos 2020 sayısında Hüsrev Hatemi dosyasında yer alan fakat artık aramızda olmayan iki değerli yazarın yazılarını da bu vefa dosyasında yeniden okuyucularıyla buluşturuyor. Mevlâna İdris, Hatemi’yi kadim bilgelikle modern hayatı birleştiren eşsiz üslubuyla anarken, Sadık Battal, Hüsrev Hatemi’nin rüyalara dair önemli emanetlerini dervişane bir kalemle aktarıyor.

Daima Şiir

Mehmet Fatih Öz‘ün “Anlamak İçin Henüz Erken” isimli şiirini Seyyid Ensar “Herhangi Bir Adam” ile, Murat Güzel‘in “Hükümsüz Bir Hayatı Anlatırken Gördüğüm Kâbus” isimli şiiri takip ediyor. Nurullah Genç, Mehmet Tepe, Fatih Şahin, Yunus Karadağ, Yunus Emre Güneş, Dilara Ayşe Akdeniz, Liya Zerya, Mehmet Aycı ve Rıdvan Kadir Yeşil bu sayının diğer şairleri arasında yer alıyor.

Hatemi’nin kendi el yazısıyla yazdığı “Muhayyer Sünbüle” isimli şiiri, bu özel sayının arka kapağını süslüyor.

Öykü, Deneme

Mayıs sayısının öykü sayfalarını Eyyüp Akyüz “Askı” isimli öyküsü ve Turan Karataş “Şahane Dünya” isimli öyküsü ile zenginleştiriyor.

Ömer Lekesiz, insanın akıl, kalp ve hayal ekseninde gerçeği İslâm düşüncesi ve tasavvuf ile yeniden yorumluyor. Soner Karakuş, kendine özgü üslubuyla yazı dizisine yeni bir bölüm eklerken, Ali Emre “Küresel Şehrâyin, Yöresel Yas” başlıklı yazısında küresel eğlence endüstrisinin parıltısı ile mazlum coğrafyaların acısı arasındaki kopukluğu ele alıyor. Kâmil Yeşil, Türk milletinin bin yıllık vatan toprağında İslâm ile yeniden inşa edilişini ve bu coğrafyadan başka bir geleceğimizin olmadığını vurguluyor. Âdem İnce, dijital çağın aile üzerindeki etkilerini ele alırken, aileyi merhamet ve ahlâkla korunması gereken manevi bir kale olarak tanımlıyor. Murat Erol, anlam göreceliliğinin yarattığı kaosun üstesinden gelmenin yolunu, ortak değerlerde ve samimiyete dayalı bir manevi iklimde arıyor. Muhammet Enes Kala, dijital çağda insanın karar süreçlerini makinelerle devretmesini sorguluyor ve özgürlüğün ancak vicdanın sesini dinleyen bir özne olmakla mümkün olduğunu savunuyor. Zeki Bulduk, Dursun Çiçek, Mustafa Özçelik, Abdullah Harmancı ve Yusuf Emre Şen bu sayıya katkı sağlayan diğer yazarlar arasında bulunuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu