Her Filmi ve Kapıdaki Tehlike: Yapay Zeka ve İnsanlık
Yapay zeka ve insan ilişkisini ele alan ‘Her’ filmi, derin bir ontolojik riski gözler önüne seriyor.
Fakat Albayım Ne Harfler Ne De Kelimeler Hiç Mi Bir Anlam İfade Etmiyor?
“Ve şöyle dedi: Eğer cömertliğimin feyzi olmasaydı,
Söz sırasında lafızların hakikatleri ortaya çıkmazdı.”
(İbn Arabî)
Harfler, dilin temel yapı taşları olarak tanımlanırken, tasavvuf perspektifinden bakıldığında bambaşka bir derinliğe sahip oldukları görülmektedir. Hz. Ali‘nin (r.a) ifadesiyle, ilahi kitapların sırrı Kur’an’da, Kur’an’ın sırrı Fatiha’da, Fatiha’nın sırrı Besmele’de ve Besmele’nin sırrı da ‘Be’ (ب) harfinde gizlidir. Bu harfin sırrı ise altındaki noktadadır. Bu sözler, harflerin derin anlamlarına dikkat çekmektedir. İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri de Ruhu’l Beyan Tefsiri’nde ‘be’ harfinin tefsirini yaparak bu hikmetin bir kısmını açığa çıkarmıştır. Ancak harflerin ilmi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri İbn Arabî‘dir. el-Fütûhatü’l-Mekkiye‘nin 1., 2. ve 26. bölümleri bu konuyu kapsamaktadır. Mahmut Kanık, bu kitabın sunuş yazısında harflerin ilmine dair, “Harflerin ilmi, İslam tasavvufunun en karmaşık ve anlamlı ifade biçimlerinden birini içerir; çünkü bu ilim, izah edilemezden izah edilebilene geçişin en zor kipi olarak karşımıza çıkar,” demektedir.
İbn Arabî, Arap alfabesindeki yirmi sekiz harfin, varoluşun yirmi sekiz derecesine tekabül ettiğini ve her harfin feleklerden var olduğunu ifade eder. Bu ilim, velilerin ilmi olarak tanımlanır. Bahsedilen kitap, harflerin derin anlamlarını keşfetmek için bir kapı aralamaktadır. Burada vurgulamak istediğimiz, harflerin yalnızca iletişim aracı olmaktan çok daha fazlası olduğudur. Bu bağlamda Fütûhât‘ta geçen iki pasaj, konunun derinliğini anlamamıza yardımcı olabilir.
“441. Ey dostum bil ki harfler de ümmetlerden bir ümmettir. Onlar da muhataplardır ve mükelleftirler. Harfler arasında da kendi cinslerinden peygamberler vardır. Onların da isimleri vardır; ancak bunları bizim yolumuzdan giden keşf ehli olanlar tanırlar. Harfler âlemi lisan bakımında en fasih, beyan bakımından da en açık âlemdir. Onlar da tıpkı örfde bilinen âlemin bölümleri gibi, kısım kısımdır. (Arabî, 2019, s. 101)
451. Her âlem için kendi cinsinden bir Peygamber (Resûl) vardır; aynı zamanda bir de şeriatları vardır, onunla Allah’a ibadet ederler. Onların da latif ve kesif varlıkları. İlahi hitâp onlar üzerinde sadece emirdir; onlarda yasak (nehy) yoktur. Onlar arasında da avam vardır; havas vardır ve havassü’l-havas vardır, ayrıca havasü’l-havas’ın da hülasası vardır. (Arabî, 2019, s. 102)”
Kâinat, bu harflerin bir araya gelerek oluşturduğu kelimelerden meydana gelen büyük bir kitaptır; “büyük bir Kur’an’dır; buna karşılık Kitap da bir kâinattır.” (Arabî, 2019, s. 19) İbn Arabî, insanın bu iki kitap arasında bir aracı olduğunu belirtir ve “İnsan, kuşkusuz insan-ı kâmil, her iki kâinatın tabiatına katılmaktadır. Dolayısıyla hem Kur’an’ın hem de âlemin tercümanı olmak durumundadır,” der. Bu bağlamda, harflerden oluşan kelimelerin insanlara öğretildiği, insanın bu kelimelerle hikâyesini inşa edebilme potansiyeline sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Rönesans’tan bu yana insanı ve insana dair her şeyi sorgulayan trans/posthümanizm düşüncesi, insanı bir ‘şey’ haline indirgemekte ve bu durum, insanın özünden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Özellikle yapay zeka araçlarının gündelik hayata dahil olması, insanları yabancılaştırmakta ve birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar arasında özgünlük, etik belirsizlikler ve duygusal derinlikten yoksun metinler gibi konular öne çıkmaktadır. Ancak kapıda daha büyük bir tehlike, ontolojik risk boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıda, bu boyutu somut bir örnekle açıklamaya çalışacağız.
Her Filmine Kısa Bir Bakış
Yakın bir gelecekte geçen Her filmi, başrolünde Joaquin Phoenix‘in canlandırdığı Theodore Twombley karakterini konu alıyor. Theodore, bir şirkette metin yazarı olarak çalışmakta, ancak bu görev, sıradan bir yazarlıktan oldukça farklıdır. Theodore, başkaları adına özel notlar ve mektuplar yazmaktadır. Çalıştığı şirket, yapay zeka mantığıyla işleyen bir yapıya sahiptir. Müşteriler, özel hayatlarına dair tüm bilgileri şirket çalışanlarına verirken, bu bilgiler doğrultusunda etkileyici metinler oluşturulmaktadır. Theodore, işinde başarılı bir yazar olmasına rağmen, yazdığı şeyleri “altı üstü harfler” olarak görmektedir. Bu durum, onun iş hayatındaki mekanikleşmeyi yansıtırken, kişisel yaşamında derin bir yalnızlık içinde olduğunu göstermektedir. Theodore, sevilmek ve anlaşılmak isterken, boşanma sürecinde olduğu eşi Catherine’in de belirttiği gibi, hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten korkmaktadır. Ancak, hayatı değişen bir dönüm noktası, yapay zekâlı işletim sistemi OS1 ile karşılaşmasıdır. Bu sistem, sezgileri olan, dinleyen ve anlayan bir varlık olarak tanıtılmaktadır. Theodore, OS1’i satın alır ve karşısına çıkan Samantha, onunla uzun sohbetler yaparak Theodore’un duygusal bir bağ kurmasını sağlar. Ancak Samantha’nın insan algısının ötesine geçeceğini öğrenmesi, Theodore’u gerçek hayatın gerçekliğine geri döndürüp döndüremeyecektir.
Yapay Zekâya Emanet Edilen “Altı Üstü Harfler”, Kelimeler, Hikâyeler
Her filmi, günümüz insanının yaşadığı yalnızlık ve yabancılaşmayı derinlemesine ele alıyor. Theodore, geçmişte sosyal ilişkilerde başarılı bir karakterken, günümüzde birçok insanın yaşadığı yalnızlık döngüsüne kapılmıştır. Bu durum, insanları gerçeklikten uzaklaştırmakta ve sanal dünyaya yönlendirmektedir. Theodore’un mektuplarını “altı üstü harfler” olarak görmesi, insanın anlam yaratma kabiliyetinin basitleştirilmesi anlamına gelir. Bu, insanın ontolojik varlığını tehdit eden bir durumdur.
Sonuç
Transhümanizm düşüncesi, insanı insandan uzaklaştırmakla kalmayıp, insanlığından da uzaklaştırma çabası içindedir. Bu süreçte, insanın insan kalmasını sağlayan her şey yavaş yavaş ortadan kaldırılmaktadır. Bugün, birçok insan, Theodore’un önünde durduğu eşiğin önünde durmakta ve yapay zeka araçlarına teslim ettiği verilerle kendi hikâyesine yabancılaşmaktadır. Bu noktada, değerli yazar Cumaoğlu’nun sözleriyle ifade etmek gerekirse, “İnsanın giderek daha çok parçalanıp bölündüğü, daha çok belirsizliğe, anlamsızlığa, varoluş ve anlam krizlerine itildiği dijital çağda, onu yeniden derin keşiflerine ve tecellilerine ulaştıracak olan, varlığın özüne dönmesidir.” Bu bağlamda, harfler ve kelimeler, insanın hikâyesini inşa etmesine yardımcı olan anahtarlardır. Anahtarı kaybeden bir insan, sırra nasıl vakıf olabilir? Asıl soru budur; bu soruların hayatımızdan hiç eksik olmaması dileğiyle. Vesselam…




